Üstü başı terlemiş, kıpkırmızı yanaklarıyla o kafede oturuyordu. Gözleriyle cehennem gibi bakıyor, yavaşça önündeki bira şişesini kavrıyordu. Her hareketiyle etrafına yayılan o miskin cazibesine karşı koymak mümkün değildi. Masanın kenarına yaslandı, dizlerini hafifçe açtı ve oradaki boşluğa göz diktiğinde içindeki yılanın uyanışını hissediyordu. O an geldi; suratına öfkeyle kapladı parmaklarını ve çenesinden tutup kaldırdı onu. Dudaklarını ısırarak, “Beni dinle,” dedi sert bir tonla, boğazından gelen o boğuk iniltiyi duyururken.
Hızlıca kalktı ve asiliğin doruğunda gövdesini üzerine attı. Ellerini kalçasından aşağı indirdiğinde alttan çıkan sıcak nefesi tenine yapıştı. Sırtını duvara yasladı kadın, gözlerini kısarak direndi ama sonunda teslim oldu. Dudağı buruştu, dişleri hızla bastırdı kendi diline. Yarağını sıkıca kavrayan eller o amcığa hızlı hızlı dalmaya başladı; her hareketinde kadının vücudu titreşirken daha derine çekiyordu onu içine. Başını geriye attı, saçları dağıldı; köklediği her saniye kadının nefesi kesildi.
Bir elinin tırnakları sırtında gezindi, ötekiyle belini sardı adamın; sert dayama devam ediyordu aralıksız. Kadının amcığı çılgınca ısınıyor, ağzından fısıltıyla “Daha… tamam…” cümleleri dökülüyordu. Götünü saran o sert kalça kasları derinlere saplandıkça amcık içinde patlama yaşandı; ilk orgazm dalgası geldiğinde bağırmaya başladı kadın korkusuzca.
Ama adam durmadı, daha da sert bastırdı. Yarağını çıkarıp ağzına götürdü ve hırıltılı şekilde emdi kadının acayip nemli saksoğunu. Tekrar tekrar kökleyip içine boşalırken ikisi de nefessiz kaldılar; bedenler titriyordu tutku ve sapıklığın birlikte patladığı bu anlarda. Nefesler düzensiz ama arzuları heyecan doluydu; hem dayak hem sevgi gibi karmaşık bir zevk içine battılar gecenin en karanlık saatinde…